Depremzede öğretmen Bülent Can yazdı: ‘Yara yarayla kapanmaz’

Depremzede öğretmen Bülent Can, Cumhuriyet için, ”Yara yarayla kapanmaz, güvenli okullar istiyoruz” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Can yazısında, MEB’e meslektaşları adına çağrıda bulundu.

“KOCA ŞEHİR YERLE YEKSAN OLDU”

Can’ın yazısı şu şekilde:

“06.02.2023… Saat 04.17… Tarihin en uzun 90 saniyesi… Doksan saniyede, yani bir buçuk dakikada oldu her şey. Bu bir buçuk dakikada yıkıldı koca koca binalar. Bu bir buçuk dakikada yitip gitti analar, babalar, evlatlar, çocuklar, bebeler… Dile bile kolay değil, on binlerce can bu bir buçuk dakikada koptu hayattan. Aile aile, hatta sülale sülale öldü insanlar. Koca şehir resmen yerle yeksan oldu.

“YETMİŞ İKİ SAAT YALNIZ BIRAKILMAK…”

Çaresizliğin âlâsını yaşadık biz şans eseri hayatta kalanlar. Tonlarca enkazın altından gelen, vicdanları kanatan, kulakları sağır eden o imdat çığlıklarına el uzatamamak, dile kolay yetmiş iki saat boyunca yalnız bırakılmak paramparça etti bizi, isyan ettirdi hepimizi. Ama isyanımızla, öfkemizle, acımızla ve yitip giden on binlerce insanımızla kalakaldık.

O lanetli günde tüm kötülükler bir araya gelmiş, dört yanımızı sarmıştı sanki. Sadece dünyadaki kötülükler değil, doğaüstü kötülükler de bir araya gelmiş, bizim yok olmamız için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlardı.

“NE YETKİLİ VARDI NE İŞ BİLEN İNSAN”

Durmak bilmeyen depremlerden can havliyle kendilerini dışarı atanları, dinmek bilmeyen bir fırtına, dolu, şiddetli yağmur ve zifiri karanlık bekliyordu. Pijamayla çıkanların bedenleri o doğaüstü kötülüklerin içinde tir tir titrerken, enkazların altından yükselen çığlıklar ruhumuzu paramparça ediyordu. En kötüsü ise çaresizlikti. Ne yetkili vardı sokaklarda ne iş bilen insan ne de tonlarca ağırlıktaki enkazı kaldırabilecek bir iş makinası. Jeneratör, hatta kürek bile yoktu. Yakınlarını kurtarma derdine düşenler, tırnaklarıyla kazıyorlardı beton yığınlarını.

“ENKAZDAN BİR PARÇA ALIP ONU GÖMECEĞİM”

Yaşanan manzaralar insanı kurtulduğuna gerçekten de utandırıyordu. Yaşananları anlatacak ne kelime var kısacası ne renkler çizebilir o manzarayı. Günler sonra ortaya çıkan tablo tek kelimeyle korkunçtu. Sevdiklerinin cesetlerini bulabilenler kendilerini şanslı sayıyordu. Bulamayanlar ise o kanayan ruhlarıyla; “Enkazdan bir parça alıp onu gömeceğim. Onları ziyaret edebileceğim bir mezarları olsun bari” diyorlardı. Bilinenin aksine sadece insanlarımız, evlerimiz değil; geçmişimiz, anılarımız, tarihimiz, değerlerimiz, hayallerimiz, geleceğimiz, ruhlarımız, bizi biz eden ne varsa kısacası göçük altında kaldı.

ENKAZ ALTINDA KALAN ÖĞRETMENLER VE ÖĞRENCİLER…

“MEB ACIYI ‘BİRİNCİ DERECE’ YAKINIYLA SINIRLANDIRDI”

Gerçek şu ki deprem bölgesindeki diğer insanlar gibi hayatta kalan tüm öğretmenlerin de evleri ya yıkıldı ya da ağır hasar aldı. Akrabaları, dostları, meslektaşları, öğrencileri, komşuları, canları öldü. Sadece yakınları, öğrencileri, meslektaşları, dostları değil; ruhları da enkaz altında kaldı. Sadece birinci derece yakını ölünce yıkılmaz öğretmen; sevdiklerini, öğrencilerini yitirince de yıkılır. Öğrencileri kendi öz evladından farksızdır öğretmenin çünkü. Bu durumda bakanlığımızın bizi anlamasını, bize destek olmasını, en azından bu bölgede kalmak istemeyenlere ortamını değiştirme hakkı tanımasını beklerdik. Ama maalesef ki Milli Eğitim Bakanlığımız acıyı birinci derece yakınıyla sınırlandırmakla yetindi.

“DEPREMZEDE ÖĞRETMENLERE ORTAM DEĞİŞTİRME HAKKI VERİLMELİ”

Acıyı birinci derece yakınıyla sınırlandırmakla bakanlık yanlış yapıyor fikrimce. Şu bilinmeli ki yara yarayla kapanamaz. Bu ruh yarasıyla ondan daha fazla yaralı öğrencisine bir şey veremez depremin en acısını, acıların en tarifsiz olanını yaşayan öğretmen. Tüm depremzede öğretmenlere ortam değiştirme hakkı verilmeli.

KOŞULSUZ ŞARTSIZ TAYİN TALEBİ

Çünkü duygusal bağlılığı bulunan o güzelim öğrencilerinin eksildiği sınıflar, mesai arkadaşlarının o eski neşesinin olmadığı öğretmen odaları mezardan başka bir anlam ifade etmez ruhu yaralı öğretmene… Gerçekten kayıp nesiller istenmiyorsa biz depremzede öğretmenlere şartsız koşulsuz tayin hakkı verilmelidir. Bakanlığımızın bizimle ilgili vermiş olduğu kararı gözden geçirmesini diliyorum.

ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİN RUH YAPISI DİKKATE ALINMALI

Peki, bize bu hakkın verilmesiyle iş bitiyor mu? Elbette ki değil. Bize bu hakkın verilmesiyle tüm öğretmenlerin bu bölgeyi terk edeceği yanılsamasına hiç kimse kapılmamalı. Şüphesiz ki öğrencilerini, memleketini, ailesini bırakmak istemeyecek birçok öğretmen de olacaktır. Sağlıklı bir eğitim öğretim süreci isteniyorsa bölgede kalan öğretmenlerin ve öğrencilerin ruh yapılarına uygun eğitim öğretim ortamları oluşturulmalıdır.

“PREFABRİK OKULLAR KURULMALI”

Ölümü yaşarken gören, felaketin âlâsını yaşayan bölge insanı merdiven çıkmaktan korkar oldu. Abartısız hepimiz ciddi travmalar yaşamaktayız. Mühendis değilim ama her ne kadar bazı okullar ayakta kalmış gibi görünseler de aynı şiddetteki başka bir depreme dayanma olasılıklarının olduğunu düşünmüyorum açıkçası ben. Sadece okullar değil, bölgede sağlam bir binanın kaldığına bile inanmıyorum. Yeni facialara sebebiyet verebilecek bir risk alınmamalı fikrimce. Bu ruh yapısı içindeki insanlar, sağlamlığı tartışmalı o betonarme yapılara kesinlikle sokulmamalıdır. Tez zamanda prefabrik okullar kurulmalı ve eğitim öğretim bu okullarda yapılmalıdır.

“KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYEN İNSAN İŞİNE ODAKLANAMAZ”

Tersi bir uygulama “mış” gibi yapmaktan, öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi kendi korkularıyla, kendi kaderleriyle baş başa bırakmaktan öteye geçemeyecektir. Takdir edersiniz ki kendini güvende hissetmeyen hiçbir insan işine odaklanamaz ve öğrencilerimiz yapılacak eğitim öğretimden istedikleri verimi alamaz. Oysa güvenli bir ortamda kaliteli bir eğitim öğretim almak her insanın hakkıdır. Yüreği öğrencileri için çarpan bir öğretmenin bu çağrısının yerini bulmasını ümit etmekten başka bir şey gelmiyor maalesef ki elimden. Takdir Milli Eğitim Bakanlığının ve kamuoyunundur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir